Psikolojikonuşma konusu
Bir şeyin adını bilmek onu görmemizi kolaylaştırır; ornitolog gökyüzünde 'kuş' değil 'kızıl gerdan' görür. Ama tersi de doğru: bir kelimeyi çok tekrarlarsan anlamı buharlaşır, 'kapı kapı kapı'... birden yabancılaşır. Kelime hem görmeyi keskinleştirip hem anlamı yok edebiliyorsa, kelime ile anlam arasındaki bağ ne kadar sağlam?
— semantik doygunluk / kategorik algı
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Sayıları büyük gruplar halinde okurken Doğu Asya dillerinde sayı isimleri kısa ve düzenli ('on-bir, on-iki' yerine 'on-bir' mantığı temiz), bu yüzden o çocuklar sayı saymayı ve zihinden işlemi daha erken kavrıyor. Yani matematikte iyi olmak biraz da hangi dilde saydığınla mı ilgili?
- Anadili farklı iki kişi aynı müziği dinlerken, tonlamayı algılayış biçimleri değişebiliyor; tonlu dil (Çince gibi) konuşanlar mutlak perdeyi çok daha sık geliştiriyor. Yani konuştuğun dil kulağını müziğe karşı ayarlıyor. Dil bir 'işitme antrenmanı' mı, yoksa müzik kulağı doğuştan mı?
- Bebek daha doğmadan annesinin dilinin melodisini öğreniyor; Alman bebekler ağlarken sesi sonda düşürüyor, Fransız bebekler yükseltiyor, tıpkı o dillerin tonlaması gibi. Yani daha ilk nefeste dilin izini taşıyoruz. Dil bize mi ait, yoksa biz mi dile doğuyoruz?
- Bir kelimeyi unuttuğunda 'dilimin ucunda' hissi yaşarsın; anlamı biliyorsun ama sesi gelmiyor. Bu, anlam ile ses bilgisinin beyinde ayrı raflarda durduğunu gösteriyor. Peki 'bir şeyi bilmek' ile 'onu söyleyebilmek' bu kadar ayrıysa, aslında ne kadarını gerçekten biliyoruz?
- Renk isimleri dünyanın her dilinde belli bir sırayla ortaya çıkıyor: önce siyah-beyaz, sonra kırmızı, sonra yeşil-sarı, en son mavi. Homeros denizi 'şarap rengi' diye anlatmış çünkü Antik Yunancada 'mavi' kelimesi yoktu. İnsanlık maviyi görmüyor muydu, yoksa görüp de adlandıramadığı için mi fark etmiyordu?