Tarihkonuşma konusu
İnsanlık tarihinin büyük kısmında insanlar günde saatlerce değil, avcı-toplayıcı olarak haftada belki yirmi saat 'çalışıyordu'; yoğun günlük mesai tarımla ve sanayiyle geldi. 'İnsan doğası gereği çalışkandır' dediğimizde, aslında sadece son birkaç bin yılın alışkanlığını mı doğa yasası sanıyoruz?
— Avcı-toplayıcı çalışma süresi antropolojisi
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Titanic battığında yanındaki bir gemi ışıklarını görecek kadar yakındı ama telsiz operatörü uyumaya gitmişti, o yüzden imdat sinyalini kimse duymadı. Yüzlerce hayatın tek bir kişinin uyku saatine bağlı kalması, 'teknoloji bizi kurtarır' inancının aslında hep bir insanın uyanık olmasına bağlı olduğunu hatırlatmıyor mu?
- Sabah kahvaltısının 'günün en önemli öğünü' olduğu fikri, büyük ölçüde 20. yüzyılda mısır gevreği üreticilerinin reklam kampanyalarıyla yerleşti. Sağlık gerçeği sandığımız bir kuralın aslında bir satış cümlesi olması, bedenimize dair 'bilimsel' inançların ne kadarının pazarlamadan sızdığını düşündürüyor.
- Napolyon'un ordusunu Rusya'da yenen şey büyük ihtimalle Rus askerlerinden çok soğuk ve muhtemelen tifüs taşıyan bitlerdi; savaşları çoğu zaman generaller değil mikroplar kazandı. Tarih kitapları kahraman komutanları anarken kazananın çoğu kez göze görünmeyen bir organizma olması, 'büyük adamlar tarihi yapar' anlatısını ne kadar ayakta tutabilir?
- Amerika kıtasına Avrupalıların getirdiği hastalıklar, tek bir kurşun atılmadan yerli nüfusun büyük kısmını yok etti; fetih büyük ölçüde bir mikrop olayıydı. Bir uygarlığın çöküşünün kılıçla değil de görünmez bir bulaşla gerçekleşmesi, 'güçlü olan kazanır' fikrinin aslında ne kadar biyolojik bir tesadüf olduğunu gösteriyor.
- Orta Çağ Avrupalıları pek banyo yapmazdı diye düşünülür, oysa halka açık hamamlar yaygındı; bu alışkanlığı asıl öldüren şey veba korkusuyla 'su gözenekleri açar, hastalık girer' inancıydı. Bir salgının insanları temizlikten korkutup daha da hastalıklı hale getirmesi, korkunun bazen tam da kaçtığımız tehlikeyi büyüttüğünü göstermiyor mu?