Psikolojikonuşma konusu
Küçük çocuklar 'dün' ile 'yarın'ı sık sık karıştırır, çünkü zaman kelimeleri soyut. İlginç olan: pek çok dil zamanı uzayla anlatır; geçmiş 'arkada', gelecek 'önde'. Ama bazı diller tam tersini yapıyor, geçmiş önde çünkü onu 'görebiliyorsun'. Zamanı neden görmediğimiz halde bir yöne koymadan düşünemiyoruz?
— zamanın uzamsal metaforu (Aymara dili, geçmiş önde)
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Türkçede olayı anlatırken 'gitti' mi 'gitmiş' mi dersin, tanık oldun mu duydun mu belli eder. Bu yüzden Türkçe konuşanlar dedikodu ile şahitliği gramerle ayırmak zorunda. Bu küçük ek, bize başkalarını daha mı dikkatli dinletiyor, yoksa herkesi biraz şüpheci mi yapıyor?
- Bir şeyin adını bilmek onu görmemizi kolaylaştırır; ornitolog gökyüzünde 'kuş' değil 'kızıl gerdan' görür. Ama tersi de doğru: bir kelimeyi çok tekrarlarsan anlamı buharlaşır, 'kapı kapı kapı'... birden yabancılaşır. Kelime hem görmeyi keskinleştirip hem anlamı yok edebiliyorsa, kelime ile anlam arasındaki bağ ne kadar sağlam?
- Sayıları büyük gruplar halinde okurken Doğu Asya dillerinde sayı isimleri kısa ve düzenli ('on-bir, on-iki' yerine 'on-bir' mantığı temiz), bu yüzden o çocuklar sayı saymayı ve zihinden işlemi daha erken kavrıyor. Yani matematikte iyi olmak biraz da hangi dilde saydığınla mı ilgili?
- Anadili farklı iki kişi aynı müziği dinlerken, tonlamayı algılayış biçimleri değişebiliyor; tonlu dil (Çince gibi) konuşanlar mutlak perdeyi çok daha sık geliştiriyor. Yani konuştuğun dil kulağını müziğe karşı ayarlıyor. Dil bir 'işitme antrenmanı' mı, yoksa müzik kulağı doğuştan mı?
- Bebek daha doğmadan annesinin dilinin melodisini öğreniyor; Alman bebekler ağlarken sesi sonda düşürüyor, Fransız bebekler yükseltiyor, tıpkı o dillerin tonlaması gibi. Yani daha ilk nefeste dilin izini taşıyoruz. Dil bize mi ait, yoksa biz mi dile doğuyoruz?