Tarihkonuşma konusu
Renkler tarih boyunca sabit değildi: eski Yunanlıların metinlerinde 'mavi' kelimesi neredeyse hiç geçmez, deniz 'şarap rengi' diye anlatılır; bir rengi adlandıramayınca belki de tam olarak 'göremiyorlardı'. Kelimelerin gördüğümüz dünyayı bu kadar şekillendirebilmesi, bugün adını koyamadığımız için fark edemediğimiz neler olduğunu merak ettiriyor.
— Homeros'ta mavi eksikliği, dil ve algı
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Yumuşak, olgun muzun kırmızı çeşidi gibi bugün yediğimiz muz, aslında elli yıl önce yenen türden değil; asıl lezzetli çeşit bir salgınla neredeyse yok oldu ve şimdikini yedek olarak yiyoruz. 'Muz tadı' dediğimiz o yapay şeker tadının aslında artık var olmayan bir meyveyi taklit etmesi, damak tadımızın bir hayalete sadık kaldığı anlamına mı geliyor?
- Amerikan Vahşi Batısı'ndaki kasabalar sinemalardaki kadar kanlı değildi; çoğu yılda sadece birkaç cinayet görürdü ve silah taşımak çoğu kasabada yasaktı. Bütün bir dönemin kimliğini birkaç filmin abartısından kurmamız, 'tarihsel gerçek' dediğimiz şeyin çoğu zaman en iyi anlatılan hikaye olduğunu düşündürüyor.
- Yer çekimini keşfeden Newton'ın kafasına elma düşmesi hikayesi büyük ölçüde sonradan güzelleştirilmiş, hatta Newton'ın kendisinin imajını cilalamak için beslediği bir anlatı. En bilimsel keşiflerin bile akılda kalması için bir masala ihtiyaç duyması, gerçeğin tek başına yeterince 'yapışkan' olup olmadığını sorgulatıyor.
- Napolyon döneminde alüminyum altından değerliydi; imparator en onurlu misafirlerine altın değil alüminyum tabakta yemek sunardı çünkü işlemesi çok zordu. Bugün çöpe attığımız folyonun bir zamanlar kraliyet lüksü olması, bir şeyin değerinin özünden değil sadece ne kadar zor elde edildiğinden geldiğini çıplakça gösteriyor.
- Ampulün mucidi genelde Edison sanılır ama o aslında onlarca kişinin çalışmasını satın alıp geliştirdi ve asıl dehası icatta değil, patent ve pazarlamadaydı. Bir buluşu tek bir dâhiye mal etme ihtiyacımız, aslında binlerce anonim emeği tek bir yüze indirgemek anlamına geliyorsa, 'mucit' dediğimiz şey bir kişi mi yoksa bir hikaye mi?