Tarihkonuşma konusu
Yer çekimini keşfeden Newton'ın kafasına elma düşmesi hikayesi büyük ölçüde sonradan güzelleştirilmiş, hatta Newton'ın kendisinin imajını cilalamak için beslediği bir anlatı. En bilimsel keşiflerin bile akılda kalması için bir masala ihtiyaç duyması, gerçeğin tek başına yeterince 'yapışkan' olup olmadığını sorgulatıyor.
— Newton elması anekdotu, bilim miti
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Napolyon döneminde alüminyum altından değerliydi; imparator en onurlu misafirlerine altın değil alüminyum tabakta yemek sunardı çünkü işlemesi çok zordu. Bugün çöpe attığımız folyonun bir zamanlar kraliyet lüksü olması, bir şeyin değerinin özünden değil sadece ne kadar zor elde edildiğinden geldiğini çıplakça gösteriyor.
- Ampulün mucidi genelde Edison sanılır ama o aslında onlarca kişinin çalışmasını satın alıp geliştirdi ve asıl dehası icatta değil, patent ve pazarlamadaydı. Bir buluşu tek bir dâhiye mal etme ihtiyacımız, aslında binlerce anonim emeği tek bir yüze indirgemek anlamına geliyorsa, 'mucit' dediğimiz şey bir kişi mi yoksa bir hikaye mi?
- Ortaçağda insanlar bugünkü gibi tek uzun uyku yerine 'iki bölümlü uyku' uyurdu: gece yarısı uyanıp bir iki saat okur, dua eder, konuşur, sonra tekrar yatarlardı. Kesintisiz sekiz saatlik uykunun 'doğal' olduğu inancının aslında yapay ışık ve sanayiyle gelmiş yeni bir şey olması, gece yarısı uyanmalarımızın belki de bir bozukluk değil eski bir hafıza olduğunu düşündürüyor.
- Pembe uzun süre 'erkek rengi', mavi ise 'kız rengi' sayıldı; bugünkü katı ayrım ancak 20. yüzyıl ortasında pazarlamayla yerleşti. Doğuştan sanılan bir 'kız-erkek' kuralının aslında birkaç kuşaklık bir reklam kararı olması, en kesin sandığımız kimlik işaretlerinin bile ne kadar kolay tersine dönebildiğini gösteriyor.
- Eyfel Kulesi geçici bir sergi yapısı olarak, yirmi yıl sonra sökülmek üzere inşa edildi; onu kurtaran şey estetik değeri değil, tepesine kurulan telsiz antenlerinin askeri işe yaramasıydı. Bugün bir şehrin ruhu sayılan bir simgenin, salt işe yaradığı için ayakta kalmış olması, 'ikonik' dediğimiz şeylerin çoğunun aslında hayatta kalmış tesadüfler olduğunu düşündürüyor.