Psikolojikonuşma konusu
Bazı Avustralya dillerinde 'ben, sen, o' yerine bile mutlak yön kullanılır ve o insanlar geçmiş olayları anlatırken bile olayı doğru pusula yönüne yerleştirir. Beş yaşındaki çocuk bile bunu şaşmadan yapıyor. Sürekli yön tutmak beyni mi büyütüyor, yoksa beyin zaten bunu yapabiliyor da bizim dilimiz mi tembelleştirdi?
— mutlak yön dilleri ve mekânsal biliş (Levinson, Kuuk Thaayorre)
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- 'Özlem' Türkçede tatlı bir acı, ama İngilizcedeki karşılıkları ya çok soğuk ya çok dramatik. Bir duyguyu başka dile çeviremediğimizde, o duygu o kültüre mi ait oluyor? Yoksa duygular herkeste aynı da, sadece kimisi ona bir isim armağan etmiş mi?
- İnsan sessizce okurken bile beyninin konuşma kasları hafifçe kıpırdıyor; yani 'içinden okumak' aslında fısıltısız bir konuşma. Peki hiç ses çıkmadan düşündüğümüzde bile ağzımız düşünüyorsa, düşünce ne kadar 'saf', ne kadar dilden bağımsız olabilir?
- Bir dilde gelecek zaman eki zorunlu değilse ('yarın geliyorum'), insan geleceği bugünün bir parçası gibi hisseder ve sağlığına, parasına daha çok yatırım yapar. Gramerdeki tek bir eksik ek, bir toplumu daha tedbirli yapabiliyor. Dil, geleceği bize yakınlaştıran ya da uzaklaştıran gizli bir mercek mi?
- Çift dilli çocuklar iki dili karıştırmaz, ama hangi dilin kime ait olduğunu şaşırtıcı erken öğrenir: anneyle Türkçe, babayla İngilizce. Bir yaşındaki bebek bile konuşanın yüzüne göre dil değiştiriyor. Bu kadar küçük bir zihin, dili kişilere nasıl bu kadar temiz bağlıyor?
- 'Merhaba' bile aslında bir emir gibi: dil bizi her cümlede birine hitap etmeye, birinden bir şey istemeye zorlar. Ama bazı diller 'teşekkür ederim' demeyi gereksiz bulur çünkü yardımlaşma zaten varsayılır. Sürekli 'lütfen, teşekkürler' demek bizi daha mı kibar, yoksa daha mı mesafeli yapıyor?