Psikolojikonuşma konusu
Bir dilde 'mavi' yoksa insanlar maviyi yine de görür ama daha yavaş fark eder; kelime, algıyı yaratmaz ama hızlandırır. Peki bu mantığı duygulara taşırsak: bir duygunun adını öğrenmek, o duyguyu daha net mi yaşatır? İsimsiz hisler bulanık, isimli hisler keskin mi oluyor?
— duygu granülerliği / kelime ve algı hızı (Lisa Feldman Barrett)
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Çocuk 'ayak' kelimesini öğrenince bir süre masanın da 'ayağı' olduğunu tuhaf bulur, sonra doğal karşılar. Dilimiz vücudumuzu her yere yansıtıyor: dağın eteği, iğnenin gözü, şişenin boynu. Neden dünyayı anlamak için önce onu kendi bedenimize benzetmek zorundayız?
- Bazı Avustralya dillerinde 'ben, sen, o' yerine bile mutlak yön kullanılır ve o insanlar geçmiş olayları anlatırken bile olayı doğru pusula yönüne yerleştirir. Beş yaşındaki çocuk bile bunu şaşmadan yapıyor. Sürekli yön tutmak beyni mi büyütüyor, yoksa beyin zaten bunu yapabiliyor da bizim dilimiz mi tembelleştirdi?
- 'Özlem' Türkçede tatlı bir acı, ama İngilizcedeki karşılıkları ya çok soğuk ya çok dramatik. Bir duyguyu başka dile çeviremediğimizde, o duygu o kültüre mi ait oluyor? Yoksa duygular herkeste aynı da, sadece kimisi ona bir isim armağan etmiş mi?
- İnsan sessizce okurken bile beyninin konuşma kasları hafifçe kıpırdıyor; yani 'içinden okumak' aslında fısıltısız bir konuşma. Peki hiç ses çıkmadan düşündüğümüzde bile ağzımız düşünüyorsa, düşünce ne kadar 'saf', ne kadar dilden bağımsız olabilir?
- Bir dilde gelecek zaman eki zorunlu değilse ('yarın geliyorum'), insan geleceği bugünün bir parçası gibi hisseder ve sağlığına, parasına daha çok yatırım yapar. Gramerdeki tek bir eksik ek, bir toplumu daha tedbirli yapabiliyor. Dil, geleceği bize yakınlaştıran ya da uzaklaştıran gizli bir mercek mi?