Psikolojikonuşma konusu
Küçük bir çocuğa 'bunu sen mi kırdın' yerine 'bu nasıl kırıldı' diye soran dillerde büyüyenler, kazalarda 'kim' yerine 'ne oldu'ya odaklanıyor ve suçluyu daha az hatırlıyor. Yani dil, bir olayda kimi sorumlu tuttuğumuzu sessizce ayarlıyor. Adalet duygumuz gramerden mi besleniyor?
— faillik dili ve suç atfı (Fausey & Boroditsky)
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla. Notlarını post-it panosuna al.
benzer konular
- Yeni bir dil öğrenirken sadece kelime değil, yeni bir 'ben' de öğreniyoruz; çok dilliler 'Fransızca konuşurken daha kibar, İngilizce konuşurken daha atılganım' diyor. Aynı beden, aynı ruh, ama dil değişince kişilik kayıyor. Kendimiz sandığımız şey, aslında konuştuğumuz dilin bize verdiği bir rol mü?
- Bir dilde 'mavi' yoksa insanlar maviyi yine de görür ama daha yavaş fark eder; kelime, algıyı yaratmaz ama hızlandırır. Peki bu mantığı duygulara taşırsak: bir duygunun adını öğrenmek, o duyguyu daha net mi yaşatır? İsimsiz hisler bulanık, isimli hisler keskin mi oluyor?
- Çocuk 'ayak' kelimesini öğrenince bir süre masanın da 'ayağı' olduğunu tuhaf bulur, sonra doğal karşılar. Dilimiz vücudumuzu her yere yansıtıyor: dağın eteği, iğnenin gözü, şişenin boynu. Neden dünyayı anlamak için önce onu kendi bedenimize benzetmek zorundayız?
- Bazı Avustralya dillerinde 'ben, sen, o' yerine bile mutlak yön kullanılır ve o insanlar geçmiş olayları anlatırken bile olayı doğru pusula yönüne yerleştirir. Beş yaşındaki çocuk bile bunu şaşmadan yapıyor. Sürekli yön tutmak beyni mi büyütüyor, yoksa beyin zaten bunu yapabiliyor da bizim dilimiz mi tembelleştirdi?
- 'Özlem' Türkçede tatlı bir acı, ama İngilizcedeki karşılıkları ya çok soğuk ya çok dramatik. Bir duyguyu başka dile çeviremediğimizde, o duygu o kültüre mi ait oluyor? Yoksa duygular herkeste aynı da, sadece kimisi ona bir isim armağan etmiş mi?