konuşma konuları / felsefe
Felsefe konuşma konuları
315 gerçek konu. Her biri kaynaklı; üstünde 10-15 dakika konuşulacak kadar derin. Birine tıkla, detayını gör, uygulamada pratik yap.
- Aslında kötülüklerin en kötüsüdür umut
- En zalim hayvan insandır
- Kadın gençken çiçekli bir mağaradır
- Yazar ağzını kapamalıdır ki eseri kendininkini açsın
- Ne kadar çok acı çekmesi gerekmişti, bu kadar güzel olabilmek için!
- Gelenek nedir? Bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir
- Ahlâk, evrensel değildir
- Tanrı öldü: insana acımasından öldü tanrı
- İnsan aşılması gereken bir şeydir
- Kendi dünyasını kazanır dünyayı kaybeden
- Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır
- Ahlâk, sürü hayvanının içgüdüsüdür
- Bugün annem öldü veya dün, tam hatırlamıyorum.
- İnsan bilmediği konularda hep abartılı fikirlere sahip olur.
- Usta romancılar filozof romancılardır — ki onlar tez yazarlarının karşıtlarıdır.
- Düşünme alışkanlığı elde etmeden önce yaşama alışkanlığı ediniriz.
- Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter.
- Bana her şeyi açıklayan öğretilerin aynı zamanda beni zayıflatmalarının nedenini şimdi anlıyorum.
- Dünya aydınlık olsaydı, sanat olmazdı.
- Evet belki de mutluluğun sırrı saçmanın anlamsızlığını keşfetmemizdir.
- İnsan istiyor tabii, hem uyuyayım hem unutayım...Keşke.
- Eğer Tanrı olmasaydı, bir insan aziz olabilir miydi; bu benim bugün bildiğim tek samimi problemdir.
- Her ideoloji insan psikolojisine karşıttır.
- Son Yargılama gününü beklemeyin. O, her gün olmaktadır.
- Ölüm de serindir, gölgesinde hiçbir tanrı barınmaz.
- Kendimi mi öldürsem, yoksa bir fincan kahve mi içsem?
- Hayat ve ahlak hakkında bildiğim her şeyi futboldan öğrendim.
- Adalet olmadan düzen olmaz.
- Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk subukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır.
- Alçalmak, yükselmekten çok daha kolaydır.
- Aşk, akıllı aptal demeden tüm insanlara bulaşan bir hastalıktır.
- Başarı kolay elde edilir, zor olan başarıyı hak etmektir.
- Bir insanı sevmek, onunla birlikte yaşlanmaya razı olmaktır.
- Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.
- Biz yaşamımız boyunca kişiliğimizi biçimlendirmeyi sürdürürüz.
- Çağdaş siyasi toplum, insanları mutsuzluğa düşürme makinesidir.
- Dünyanın en eski mesleği 'kendini satmak'tır.
- Evren insan için uyumsuzdur ve bilinemez.
- Felsefe, utanmazlığın çağdaş biçimidir.
- Gençlik kolay mutluluklar için parlak bir çağdır.
- Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ve uçurumdur.
- Gerçeği aramak, arzulananı aramak değildir.
- Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.
- Hepimiz öleceğimize göre, ne zaman ve nasıl olduğunun önemsizliği meydandadır.
- Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz.
- Hiçbir şey, büyüklük kadar sade değildir.
- Hürriyet, tarihin kaybolmayan tek değeridir.
- İnsan, kendi kendisinden saklamaya çalıştığı yanını sevmez.
- İnsan, kendisine bir mânâ vermeye çalışan tek mahlûktur.
- Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar.
- Duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu.
- Birini sevmeye koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister...
- Yapayalnızım, ama bir kente yürüyen ordu gibiyim.
- Yalnızken insanın içinden gülmek gelmiyor pek.
- Gidersem başkalarına isyan etmiş olurum, gitmezsem isyanım kendime olur.
- Cehennem başkalarıdır.
- Var olmak susamadan içmek gibi bir şeydir.
- En büyük günah pişmanlıktır.
- İnsan, kendisini oluşturduğundan başka bir şey değildir.
- Başkalarının özgürlüğünü amaç edinemediğim sürece özgürlüğü amaçlayamam.
- Acı çektiğini göstermemek için kim bilir ne kadar acı çekiyor olmalısın...
- İnsanların ne olduklarıyla değil, ne olabilecekleriyle ilgilenirim.
- İnsan ilk önce varolur, ortaya çıkar, sahnede görünür ve ancak ondan sonra kendisini tanımlar.
- Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır.
- Aşk sadece türün hayatta kalması, soyunu devam ettirmesi ihtiyacıdır.
- Bana yapılan haksızlık bana hiçbir şekilde ona haksızlık yapma hakkını vermez.
- Budala kişi yaşamın hazlarının peşinde koşar ve aldandığını görür.
- Benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir.
- Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır. O da mutlu olmak için burada olduğumuzu sandığımızdır.
- Hayvanlara karşı acımasız olan, iyi bir insan olamaz.
- Evlenmek, haklarını ikiye bölmek ve görevlerini ikiye katlamak demektir.
- İnsan tabii ki istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez.
- Kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur.
- Merhamet ahlakın temelidir.
- Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.
- Sağlık her şey değildir, ama sağlık olmadan her şey bir hiç.
- Tarih hep aynıdır, yalnız hep farklı.
- Yetenek başkalarının vuramadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran bir nişancı.
- Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.
- Ama şimdi ayrılma zamanı geldi, ben ölüme ve siz yaşamlarınıza.
- Hayret etmek bir filozofun hissidir ve felsefe hayret etmekle başlar.
- Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez.
- Hayattan uzaklaştığımız ölçüde gerçeğe yaklaşırız.
- Ne savaşta ne de hukukta bir adamın ölümden kaçmak için her yolu kullanmaması gerekir.
- Bir insan için ahlak terbiyesi ekmek ve elbiseden daha lüzumludur.
- Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.
- Bir şey bilmediğim dışında başka bir şey bilmiyorum.
- Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendisinden başlamalıdır.
- Cahil insan kendinin bile düşmanı iken, başkasına dost olması nasıl beklenir?
- Erdem, ruhun güzelliğidir. Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir.
- Hiç kimse, kendi isteğiyle kötü değildir.
- Sadece bir iyi vardır, bilgi; ve sadece bir kötü vardır, cehalet.
- Tokgözlülük doğal zenginliktir; lüks ise yapay yoksulluktur.
- Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim.
- Adet ve kanunlar iyilik ile kabul edilmelidir. İyilik ve fayda bundadır. Baskı ve kölelik yolu ile kabul ettirilmesi ile doğacak zarar sayılamaz.
- Akılsız ruh, çirkin ve ölçüsüzdür.
- Aşkın dokunuşu ile herkes şaire dönüşür.
- Başarılması gereken iş ne kadar büyük olursa olsun, bu durumda her zaman ve herkesçe kabul olunan kural şudur: Pek büyük konulara geçmeden önce, ilkin küçük ve daha kolay örnekler üzerinde denemelerde bulunmalı.
- Başlamak işin en önemli kısmıdır.
- Beden ruhun mezarıdır.
- Beden terbiyesi ruhu eğitmek içindir. Bedenlerin doğrulup düzelmesi ruhun doğrulup düzelmesini sağlar.
- Ben bilginim diyen kimse, elimden gelir dediği şeyde artık bilgi edinmek istemeyecektir.
- Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.
- Bilinen bir şey hakkında araştırma yapmak gereksiz, bilinmeyen bir şey hakkında araştırma yapmak imkansızdır.
- Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.
- Bilmediği halde bilirim sanmak, düşüncelerimizin bütün yanılmalarının ardında yatan sebep budur.
- Bir insanın akıllı olmasına bir şey dediğimiz yok. Yeter ki aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.
- Bir zorba, ne zaman düşman ülkeyi işgalle veya anlaşmayla sustursa ve artık düşmandan korkacak bir şey kalmasa, tekrar bir başka savaşı başlatmalıdır ki insanlar bir lidere ihtiyaç duysun.
- Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.
- Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.
- Çekip giderken kendi kendime şunu söylüyordum: Ben bu adamdan daha bilgeyim. İkimiz de güzel ya da iyi bir şey bilmiyor olabiliriz; ama o bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa hiçbir şey bilmiyor, bense, biliyorsam, bildiğimi de sanmıyorum.
- Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.
- Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır.
- Gözlemle, dinle, sus, az yargıla, çok sor!
- Her zaman düşünceli olun. Çünkü karşılaştığınız herkes, inanın, en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Her insan kendi içinde savaş veriyor ve bir çözüm bekliyor.
- İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.
- İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür.
- İyi bir karar bilgiye dayanır, rakamlara değil.
- Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.
- Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar.
- Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
- Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.
- Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
- Merak bir filozofun en düşkün olduğu şeydir. Çünkü felsefenin bundan başka bir başlangıcı yoktur.
- Müziğini değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır.
- Mutluluk bilgi ile kazanılır.
- Nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.
- Şair, hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken bir şey yaratamaz.
- Uyarı yolu ile eğitim hem çok emek ister, hem de az işe yarar.
- Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir.
- Zeki adamlar söyleyecek bir şeyleri olduğu için konuşurlar. Aptallar, konuşmaları gerektiği için.
- Ben 'haz-arzu' probleminin günümüzün önemli bir problemi olduğunu düşünüyorum.
- Ben, kitaplarımın molotov kokteyli ya da mayın tarlası olmasını isterim.
- Fazla anlaşıldığım için karanlıkta kalıyorum.
- Günümüzün sorunu artık ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir.
- Hapishanelerin, fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere ve bütün bunların da hapishanelere benzemesi şaşırtıcı değil mi?
- Tımarhane ve hapishane, iktidarların sopası olmuştur tarihte.
- İnsan 18. yüzyıl dolaylarında ortaya çıkmış epistemeleri düzeyindeki dönüşümlerden icat edilmiştir.
- Felsefi hastalığın ana nedeni-tek yanlı bir diyet:insanın düşüncesini yalnızca tek bir örnekle beslemesi.
- Düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi.) Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir ve sınırın ötesinde kalan düpedüz saçma olacaktır.
- Ad vermek, bir şeye etiket iliştirmekten farksızdır.
- Başkalarına, senin için ifade ettiğinden daha fazla bir şey ifade edemez. Sana neye mal olmuşsa, onlar da o kadar ödeyecekler.
- Başkalarının derinlikleriyle oynama.
- Ben her nesneyle nesnel olarak karşılaşır, ama ben'le karşılaşmaz.
- Bir sözcüğün anlamı, onun dil içindeki kullanımıdır.
- Bir insan kilitli olmayan, ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa, odada hapistir.
- Dil dünyayı resmeder.
- Dünya şeylerin değil, olguların toplamıdır.
- Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.
- Demokrasi insanları sayar, halbuki onları tartmak gerekir.
- Dünyadaki başka insanların bana dünya hakkında söyledikleri, benim dünya deneyimimin çok küçük ve önemsiz bir kısmıdır.
- Eğer bir aslan konuşabilseydi, onu anlayamazdık.
- Eğer insanlar hiç salakça şeyler yapmasaydı, akıllıca işler yapılamazdı.
- Eğer doğruyu söylemek işimize yaramıyorsa neden doğruyu söyleyelim ki?
- Felsefenin amacı nedir? Şişeye düşen sineğe çıkış yolunu göstermektir.
- Felsefenin amacı felsefeyi yok etmektir.
- Hakkında konuşamayacağımız şeylerde sessiz kalmamız gerekir.
- Kolum yukarı kalkar olgusunu kolumu yukarı kaldırırım olgusundan çıkarırsak geriye ne kalır? İnsan kalır.
- Korku, hayat hakkındaki yanlış bir kanaatimizden kaynaklanıyor.
- Neden buradayız bilmiyorum, ama eğlenmemiz için olmadığı kesin.
- Ölümden sonraki yaşama ilişkin esas soru onun gerçek olup olmadığı değil, gerçekse bile bunun ne gibi sorunları çözdüğüdür.
- Tarihin benimle ne işi var? benimki ilk ve tek dünya.
- Temellendirilmiş inanışın temelinde, temellendirilmemiş inanış yatar.
- Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.
- Delilik denilen şey neden bir tür dürüstlük olarak adlandırılmasın.
- Platon'un idealar kuraminda 'kusursuz ucgen' gibi soyut biçimlerin gercek dunyadan daha gercek olusunu konusalim.
- Stoaci felsefede 'bize bagli olan ile olmayan' ayrimi ve iç huzurun kaynagini konusalim.
- Diyojen'in fici içinde yasamasi ve Buyuk Iskender'e 'golge etme' demesi uzerinden Kinik felsefeyi konusalim.
- Tramvay problemi: bir kolu çekip bir kişiyi feda ederek beşini kurtarmak doğru mu? Neden aktif olarak birini öldürmek, pasif kalıp beşte bırakmaktan daha ağır hissettirir?
- Köprü varyasyonu: şişman adamı köprüden iterek treni durdurup beşini kurtarmak, kolu çekmekten neden ahlaki olarak farklı gelir? Sonuç aynı olsa da niyet ve dokunma neyi değiştirir?
- Faydacılık: en çok sayıda insanın en çok mutluluğu ölçüt alınmalı mı? Bir kişinin acısı çoğunluğun mutluluğu uğruna feda edilebilirse, adalet nerede kalır?
- Deontoloji: bir eylem sonucundan bağımsız, kendi başına yanlış olabilir mi? Yalan söyleyerek bir hayat kurtarsak bile, yalanın kendisi neden hâlâ yanlış sayılır?
- Kategorik imperatif: yaptığın şeyin herkes tarafından yapılmasını isteyebilir misin? Bir davranış ancak evrensel yasa olabiliyorsa mı ahlaki sayılmalı?
- Rawls'un cehalet peçesi: toplumu kurarken kendi zenginliğini, cinsiyetini, yeteneklerini bilmeseydin nasıl bir düzen kurardın? Adaleti tanımlamak için neden kendimizi unutmamız gerekir?
- Rawls'un fark ilkesi: eşitsizlik ancak en dezavantajlıya fayda sağlıyorsa mı meşru olur? Zenginin daha zengin olması, en yoksulu da yükseltiyorsa adil midir?
- Nozick'in deneyim makinesi: seni ömür boyu mutlu edecek ama sahte bir hayat sunan makineye bağlanır mıydın? Mutluluk yeterli değilse, gerçekliğin kendisi neden bu kadar önemli?
- Searle'un Çinli odası: Çince kuralları izleyip doğru cevap veren biri, Çince'yi gerçekten anlıyor mu? Bir sistem doğru çıktılar üretiyorsa, anlama ile taklit arasındaki fark nerede?
- Theseus'un gemisi: tüm parçaları zamanla değiştirilen gemi hâlâ aynı gemi midir? Bizim de her hücremiz yenilenirken, 'aynı kişi' kalmamızı ne sağlar?
- Theseus'un gemisi ikilemi: çıkarılan eski parçalarla ikinci bir gemi kurulursa, gerçek gemi hangisi olur? Kimlik maddede mi, süreklilikte mi, yoksa isimde mi saklıdır?
- Peter Singer'in boğulan çocuk örneği: gölde boğulan çocuğu kurtarmak için pahalı ayakkabını feda edersin de, aynı parayla uzaktaki bir çocuğu kurtarmayı neden ertelersin? Mesafe ahlaki sorumluluğu azaltır mı?
- Etkin özgecilik: iyilik yapmak sadece iyi niyet mi, yoksa ölçülebilir en fazla faydayı üretmek mi olmalı? Duygusal bir bağışı mı, yoksa daha çok hayat kurtaran soğuk hesabı mı tercih etmeliyiz?
- Ceren keman çalanı örneği: uykunda bedenine bağlanan bir insanı yaşatmak için dokuz ay feda etmek zorunda mısın? Birinin hayatta kalması, senin bedenini kullanma hakkını ona verir mi?
- Kanca sorumluluğu: bir eylemi yapmakla, engellememek arasında ahlaki fark var mı? Birini itmek ile birinin düşmesine göz yummak aynı ağırlıkta mı tartılmalı?
- Çift etki ilkesi: kötü bir sonucu amaçlamak ile onu öngörüp kabullenmek farklı mı? Bir hastayı rahatlatmak için verilen ilaç ölüme yol açarsa, niyet eylemi meşru kılar mı?
- Erdem etiği: 'ne yapmalıyım' yerine 'nasıl bir insan olmalıyım' diye sormak ahlakı daha iyi mi kavrar? Kurallar mı bizi iyi yapar, yoksa karakterimiz mi?
- Altın orta: cesaret, korkaklığın ve pervasızlığın arasındaki denge midir? Her erdem iki aşırılık arasında bir orta nokta ise, bu ortayı kim belirler?
- Gyges'in yüzüğü: görünmez olsan ve hiçbir ceza almayacağını bilsen yine de dürüst kalır mıydın? Ahlak, yakalanma korkusundan mı ibaret, yoksa daha derin bir şey mi?
- Hume'un giyotini: 'öyle olduğu' ile 'öyle olmalı' arasında köprü kurulabilir mi? Doğada bir şeyin nasıl olduğundan, nasıl olması gerektiğini çıkarabilir miyiz?
- Moore'un doğalcılık yanılgısı: 'iyi'yi hazza ya da doğallığına indirgemek hata mı? 'İyi' kelimesi başka hiçbir şeyle tam tanımlanamıyorsa, onu nasıl biliyoruz?
- Ahlaki görecelik: doğru ve yanlış kültürden kültüre değişir mi, yoksa evrensel bir ölçüt var mı? Bir toplumda normal olan, başka bir toplumda korkunçsa, haklı olan kim?
- Foot'un mağaraya sıkışmış obez adam örneği: çıkışı tıkayan kişiyi patlatıp herkesi kurtarmak meşru mu? Bir kişinin bedeni, çoğunluğun kurtuluşuna engel olduğunda ne yapılmalı?
- Kötülükçü deha (kartezyen şüpheci): tüm algıların bir yanıltı olabilir mi, gerçekten var olduğumuzu nasıl biliriz? Her şeyden şüphe edilebiliyorsa, geriye kesin ne kalır?
- Fıçıdaki beyin: bir laboratuvarda uyarılanan bir beyin olabilir misin, dünya sadece bir simülasyon mu? Deneyimlerimiz gerçeklik hakkında bize hiçbir garanti vermiyorsa, bilgi nedir?
- Zombi argümanı: fiziksel olarak bize tıpatıp benzeyen ama iç deneyimi olmayan bir varlık mümkün mü? Bilinç sadece beynin işlevi ise, neden 'içten nasıl hissettirdiğini' açıklayamıyoruz?
- Nagel'in yarasası: bir yarasa olmanın nasıl bir şey olduğunu asla bilemez miyiz? Başka bir bilincin iç dünyası bize sonsuza dek kapalıysa, öznellik neden bilimle açılamaz?
- Mary'nin odası: renkleri hiç görmemiş ama renk hakkında her şeyi bilen bilim insanı, ilk kez kırmızı gördüğünde yeni bir şey öğrenir mi? Deneyim, olgusal bilgiye eklenen ayrı bir şey mi?
- Trilema: her önerme başka bir önermeyle kanıtlanıyorsa, sonsuz geriye gidişi nasıl durdururuz? Bilgi ya döngüseldir ya sonsuzdur ya da kanıtlanamaz bir varsayıma dayanır; hangisi kabul edilebilir?
- Kötü inanç: kendi özgürlüğümüzden kaçıp 'rolümüz gerektiriyor' demek bir yalan mı? İnsan her an seçim yapabiliyorsa, 'başka çarem yoktu' demek gerçekten doğru mu?
- Sorumluluk ve determinizm: her seçimimiz önceki nedenlerce belirlenmişse, ahlaki olarak suçlanabilir miyiz? Özgür irade bir yanılsamaysa, ceza ve övgünün anlamı ne olur?
- Bağdaşmacılık: determinizm ile özgürlük aynı anda doğru olabilir mi? Zorlanmadan, kendi arzuma göre davranıyorsam, nedensellik zincirinde olsam bile özgür sayılır mıyım?
- Frankfurt örnekleri: başka türlü davranamayacak olsak bile sorumlu olabilir miyiz? Seçimimizi değiştiremeyeceğimiz hâlde onu 'kendimiz' yaptığımızda, özgürlük hâlâ gerekli mi?
- Toplumsal sözleşme: devlete itaat etmemizin nedeni, doğal kaostan kaçmak için verdiğimiz örtük bir söz mü? Hiçbir sözleşme imzalamadığımız hâlde, neden yasalara uymak zorundayız?
- Panoptikon: gözetlendiğini bilen insan, kimse bakmasa bile kendini denetler mi? Görünmez bir iktidarın sadece ihtimali, davranışımızı değiştirmeye yetiyorsa, özgürlük nerede başlar?
- Sorumluluğun dağılması: bir kalabalıkta herkes 'başkası yapar' diye düşünerek neden kimse yardım etmez? Sorumluluk paylaşıldıkça, bireyin vicdanı neden zayıflar?
- Fail ile araç ayrımı: birini amaç için araç olarak kullanmak ile onun varlığına saygı duymak arasındaki çizgi nerede? İnsanlık onuru, kimseyi sadece bir araç gibi görmemeyi neden zorunlu kılar?
- Utanç kolonisi (yeryüzünün mutluluğu bir çocuğun acısına bağlıysa): binlerce kişinin mutluluğu tek bir çocuğun acısına dayanıyorsa, o mutluluğu kabul eder misin? Bir masumun sürekli acısı, toplumun refahını meşru kılabilir mi?
- Ahlaki şans: kontrolümüz dışındaki sonuçlardan dolayı suçlanabilir miyiz? İçki içip kaza yapan ile içip evine salimen varan sürücüyü farklı yargılamak adil mi, ikisinin niyeti aynıyken?
- Sorites paradoksu (yığın): bir yığından tek tek tane çekince ne zaman 'yığın olmaktan çıkar'? Kesin sınırları olmayan kavramlarla düşünürken, 'iyi' ve 'kötü'nün sınırlarını kim çeker?
- Kişisel kimlik ve ışınlanma: seni atomlarına ayırıp başka yerde tıpatıp kopyalayan bir ışınlanma, 'sen' misin yoksa senin bir kopyan mı? Bilinç sürekliliği kesilirse, uyanan kişi hala sen olur musun?
- Gettier problemi: doğru inanca sahip olmak ve haklı gerekçe bulunmak, gerçekten 'bilmek' için yeterli mi? Şansla doğru çıkan bir inancı, bilgi saymalı mıyız?
- Bakım etiği: ahlakı soyut kurallar mı, yoksa somut ilişkiler ve şefkat mi belirlemeli? Adalet terazisi yerine, birbirimize duyduğumuz bağlılık ahlakı daha iyi anlatabilir mi?
- Vücudundaki her hücre yıllar içinde yenileniyor; bir zamanki senden geriye tek bir atom bile kalmamış olabilir. Peki hâlâ 'aynı kişi' olmanı sağlayan şey nedir, yoksa 'sen' baştan beri bir yanılsama mı?
- Heraklitos 'aynı nehre iki kez giremezsin' der, çünkü su akıp gitmiştir. Ama bir düşün: değişen sadece nehir mi, yoksa nehre giren sen de artık başka biri misin, yani hiç kimse hiçbir nehre bir kez bile girebilir mi?
- Şu an aldığın karar, beynindeki kimyasal olaylar sen farkına varmadan saniyenin binde biri önce başlamış olabilir. O zaman 'ben karar verdim' dediğin an, aslında çoktan verilmiş bir kararın seyircisi olmak mı?
- Kırmızıyı gördüğünde beyninde olan şeyi bilim tarif edebilir; ama senin gördüğün 'kırmızılık' hissini kimse ölçemez. Belki benim kırmızım senin yeşilin, ömrümüz boyunca aynı ismi kullandık ama asla aynı şeyi görmedik. Bunu nasıl kanıtlarsın?
- Her gece uykuya daldığında bilincin tamamen sönüyor, sonra sabah geri geliyor. Peki uyanan, gerçekten dün uyuyan kişi mi, yoksa onun anılarını miras almış yepyeni bir bilinç mi? Ölümle uyku arasındaki fark tam olarak ne?
- Bir insanı ışınlanma makinesiyle atomlarına ayırıp başka yerde birebir yeniden kursan, çıkan kişi 'o' mu olur yoksa sadece mükemmel bir kopya mı? Peki orijinali yok etmezsen, iki taneden hangisi gerçek sen?
- Geçmiş artık yok, gelecek henüz yok, şimdi ise ölçülemeyecek kadar kısa bir an. Öyleyse zamanın 'var olan' hiçbir parçası yokken, biz nasıl oluyor da zamanın içinde yaşadığımızı sanıyoruz?
- Fizik denklemlerinin çoğunda geçmiş ile gelecek arasında hiçbir fark yok; ikisi de eşit derecede geçerli. O zaman zamanın neden hep ileri aktığını, neden geriye gidemediğimizi belirleyen şey nedir, yoksa 'akış' beynimizin uydurması mı?
- Bir bebeğin ilk anısı yok, ama yine de o bebek sensin diyoruz. Anıların olmasa bir hastalıkla hepsini kaybetsen, hâlâ aynı kişi misin? Seni 'sen' yapan anıların mı, bedenin mi, yoksa başka bir şey mi?
- Karıncalar tek tek aptaldır ama koloni akıllıca davranır: köprü kurar, tarım yapar, savaş açar. Peki 'akıl' karıncalarda değil de aralarındaki ilişkilerde yaşıyorsa, senin aklın da nöronlarında değil aralarındaki bağlantılarda mı yaşıyor?
- Doğduğun yeri, ailen, dilini, ilk inançlarını sen seçmedin; sonraki her seçimin de bunların üzerine kuruldu. Eğer hiçbir başlangıç noktanı seçemediysen, sonrasında verdiğin kararlar gerçekten 'özgür' mü, yoksa devrilen bir domino dizisi mi?
- Rüyandayken o dünyanın gerçek olmadığını fark etmezsin, her şey son derece somut gelir. Peki şu an uyanık olduğundan nasıl bu kadar eminsin? Uyanıklığı rüyadan ayıran kesin bir kanıt gösterebilir misin?
- Bir robot senin tüm davranışlarını kusursuz taklit etse, güler, ağlar, acı çektiğini söylerse; onun gerçekten bir şey hissettiğini mi yoksa sadece hissediyormuş gibi yaptığını mı nasıl anlarsın? Aynı soruyu yanındaki insana neden sormuyorsun?
- Renklerin hepsini kitaplardan öğrenmiş, ama ömrü boyunca siyah beyaz bir odada yaşamış bir bilim insanı, ilk kez kırmızı bir elma gördüğünde yeni bir şey öğrenir mi? Eğer öğrenirse, bilincin hakkında fiziğin anlatamadığı bir şey var demektir.
- Balıkların kimisi yüzeyde kimisi okyanus dibinde yaşar ama aralarında 'burası benim toprağım' kavgası yoktur. Mülkiyet, sınır, tapu tamamen insanın icadı olabilir mi; yoksa doğada da görünmez bir sahiplenme mi işliyor?
- Bir şeye 'kötü' demek için önce 'iyi' bir ölçü gerekir. Ama o ölçüyü kim koydu? Eğer ahlak evrenin bir yasası değil de insanların anlaşması ise, soykırımı 'yanlış' yapan şey sadece çoğunluğun öyle demesi mi olur?
- Hiç var olmamış bir insan hiçbir acı çekmez, hiçbir kayıp yaşamaz. Öyleyse birini dünyaya getirmek, ona sormadan onu tüm acılara maruz bırakmak mı? Doğmak gerçekten bir 'iyilik' mi, yoksa kimse için yapılmamış bir seçim mi?
- Beynin sağ ve sol yarısı ameliyatla ayrıldığında, bir hastanın iki eli birbirine zıt şeyler yapabiliyor; sanki içinde iki ayrı 'ben' varmış gibi. Peki normalde de içinde birden fazla sen mi var, sadece hepsi tek ağızdan mı konuşuyor?
- Bir orkestrada müzik, tek tek notaların hiçbirinde yoktur; notaların arasındaki ilişkide doğar. Belki 'sen' de beynindeki hiçbir parçada değil, parçaların birlikte çaldığı melodidesin. Peki melodi susunca, çalgılar dururken sen nerede olursun?
- Bir eylemin 'senin' sayılması için onu isteyerek yapman gerekir. Ama isteklerini de sen seçmedin; onlar sana geldi. Kimse istediğini isteyemez. O zaman en derin arzuların bile aslında sana dışarıdan yüklenmiş şeyler mi?
- Bir kitaplık dolusu Çince kuralı takip ederek, tek kelime Çince bilmeden Çince sorulara kusursuz cevap verebilirsin. Peki o zaman Çince 'anladığın' söylenebilir mi? Beynin de sadece kuralları izliyorsa, 'anlamak' diye bir şey gerçekten var mı?
- Bir insanın ölümünden yüz yıl sonra onu hatırlayan kimse kalmaz. Sanki hiç yaşamamış gibi olur. Peki bir hayatın anlamı onu hatırlayanlara bağlıysa, evrende sonunda kimsenin kalmayacağını bildiğimizde her şey en baştan anlamsız mı?
- Aynı hayatı, tüm acıları ve mutluluklarıyla sonsuz kez tekrar tekrar yaşayacağını bilsen, bu düşünce seni ezer mi yoksa özgürleştirir mi? Bir hayat ancak sonsuz kez yaşamaya değecekse gerçekten 'iyi' bir hayat mı?
- Bir yığın kum düşün; tek tek tane çektikçe hangi tanede 'artık yığın değil' olur? Net bir sınır yok. Peki 'çocuk' ne zaman 'yetişkin' olur, 'sen' ne zaman 'başka biri' olursun? Belki kimlik keskin değil, hep bulanık bir şeydir.
- Acıyı hissetmesen, aç kalsan bile açlığı duymasan hayatta kalman imkânsızlaşırdı. Yani acı bir kusur değil, seni sana bağlayan şey olabilir. Peki hiç acı çekmeyen bir varlık gerçekten 'yaşıyor' sayılır mı?
- Bir yalanı yeterince çok insan yeterince uzun süre inanırsa, o bir bakıma 'gerçek' gibi işler: para, ülke, şirket hepsi böyle. Peki paylaşılan inançtan başka dayanağı olmayan bu şeyler mi aslında dünyamızı yöneten en güçlü gerçekler?
- Sağlıklı bir insanın organlarıyla beş kişiyi kurtarabilecekken, onu öldürmek neden korkunç gelirken; frene basmayıp beş kişi yerine bir kişiye çarpmayı seçmek daha kabul edilebilir görünür? İkisinde de bir kişi ölüp beş kişi yaşıyor, aradaki fark tam olarak ne?
- Gelecekteki 'sen' bugünkü senden bambaşka isteklere, değerlere sahip olacak. O zaman bugün onun adına verdiğin sözler, biriktirdiğin şeyler, aslında tanımadığın bir yabancı için mi? Neden ona borçlusun ki?
- Bir kelimeyi çok tekrar edince anlamını kaybeder, sadece sese dönüşür. Belki de anlam kelimenin içinde değil, bizim ona her seferinde yeniden yüklediğimiz bir şeydir. Öyleyse hiçbir kelime kendi başına hiçbir şey 'demiyor' olabilir mi?
- Evrende var olma ihtimalin neredeyse sıfırdı; sayısız tesadüfün üst üste gelmesiyle 'sen' oldun. Peki bu kadar imkânsız bir şansla var olmuşken, hayatını sıradan yaşamak evrene karşı bir savurganlık mı, yoksa bunu düşünmek bile boş bir kibir mi?
- Bir eylemi yapmadan önce 'yapmayabilirdim' dersin. Ama zamanı geri sarıp aynı beyni, aynı anıları, aynı anı koysan, farklı bir şey yapar mıydın gerçekten? Yapmazsan özgür değilsin; yaparsan da o zaman kararın nedeni ne, saf tesadüf mü?
- Aynada gördüğün yüz senin değil, sağı solu ters bir görüntü. Fotoğrafında ise kendini 'yanlış' bulursun çünkü aynadakine alışmışsın. Peki hangisi 'gerçek' senin yüzün, yoksa kendini hiç doğru görmedin mi, başkaları görebiliyor mu?
- Bir kokunun seni aniden yıllar öncesine, unuttuğunu sandığın bir ana götürmesi tuhaf değil mi? O anı hiç kaybetmemiştin, sadece açılacak kapıyı bekliyordu. Peki 'unutmak' gerçekten silmek mi, yoksa sadece yolunu kaybetmek mi?
- Bir hikâyedeki karakter kendini özgür sanır ama her hareketini yazar belirlemiştir. Sen de tüm evrenin yasalarıyla yazılmış bir karakterken kendini özgür sanıyor olabilir misin? Hikâyenin içinden yazarı görmek mümkün mü?
- Bir toplumda herkes aynı yanlışa inanırsa, o yanlış 'normal' olur ve doğruyu söyleyen 'deli' sayılır. Peki bugün senin en emin olduğun şeylerden hangisi, yüz yıl sonra insanların 'nasıl inanmışlar buna' diyeceği bir hata olabilir?
- Mutlu olmak için mutluluğu düşünmeyi bırakman gerekir; onu doğrudan kovaladıkça kaçar. Belki de en çok istediğimiz şeyler, ancak istemeyi bıraktığımızda gelen şeylerdir. Öyleyse arzu, kendi kendini baltalayan bir şey mi?
- Bir nöron tek başına düşünmez, hissetmez. Ama milyarlarcası bir araya gelince 'sen' ortaya çıkarsın. Peki bu düşünen 'sen', düşünmeyen parçalardan nasıl doğuyor? Su, ne hidrojenin ne oksijenin özelliği olan ıslaklığı nereden buluyorsa oradan mı?
- Ölümden korkuyoruz ama doğmadan önceki sonsuz yokluktan korkmuyoruz, oysa ikisi de aynı 'var olmama' hali. Neden birine dehşetle bakıp diğerini hiç umursamıyoruz? Ölüm gerçekten kötü mü, yoksa sadece alışkın olmadığımız bir yokluk mu?
- Bir topluluk 'biz' derken kimi kastediyor? Üyeleri sürekli değişir, kurallar değişir, yer değişir; yine de 'aynı' topluluk sayılır. Peki bir milleti, bir takımı, bir aileyi zaman içinde 'aynı' tutan görünmez şey ne, yoksa sadece bir isim mi?
- Bir şeyi anladığını sanırsın, ama başkasına anlatmaya kalkınca aslında hiç anlamadığını fark edersin. Belki 'bilmek' kafanda değil, ancak dile dökülünce var olan bir şeydir. Öyleyse anlatamadığın hiçbir şeyi gerçekten biliyor musun?
- Sonsuz sayıda evren varsa, bir yerde senin her kararı farklı verdiğin sayısız kopyan yaşıyor olabilir. O zaman bu evrende 'yanlış' seçim yapman, başka bir evrende 'doğru'sunu yapan sen olduğu için önemsiz mi, yoksa tek gerçek sen bu mu?
- Bir şeyi ilk kez öğrendiğinde dünya değişir; artık onu bilmeden önceki haline geri dönemezsin. Bazı bilgiler seni geri döndürülemez biçimde başka biri yapar. Peki hiç öğrenmemeyi seçebilseydin, cahil ama eski 'sen' kalmak ister miydin?
- Sessizlik diye bir şey duyduğunu sanırsın ama aslında hiçbir şey duymuyorsundur; sessizlik bir ses değil, sesin yokluğudur. Belki 'hiçlik', 'boşluk', 'yokluk' da böyle: var olmayan şeyleri sanki varmış gibi düşünüyor olabilir miyiz?
- Buridan'ın eşeği: iki eşit uzaklıkta, tıpatıp aynı iki saman balyası arasında kalan eşek, hangisini seçeceğine karar veremeyip açlıktan ölür mü — mükemmel eşitlik, özgür iradeyi ve karar vermeyi imkânsız mı kılar?
- Schopenhauer'ın kirpi ikilemi: kirpiler soğukta ısınmak için birbirine sokulur ama dikenleri battıkça uzaklaşır, sonra üşüyünce yine yaklaşır — insan yakınlığı da hem sıcaklık hem acı verdiği için sürekli bu ideal mesafeyi mi arıyoruz?
- Theseus'un gemisi: geminin her tahtası zamanla tek tek yenisiyle değiştirilirse, sonunda tek bir orijinal parça kalmasa bile hâlâ 'aynı' gemi midir — kimlik nesnenin maddesinde mi, sürekliliğinde mi?
- Theseus'un gemisinin ikinci yarısı: çıkarılan eski tahtaları biri toplayıp yeniden birleştirse, 'gerçek' Theseus'un gemisi hangisi olur — yenilenmiş olan mı, eski parçalardan kurulan mı?
- Zenon'un Aşil ve kaplumbağa paradoksu: hızlı Aşil önde başlayan kaplumbağaya asla yetişemez çünkü kaplumbağanın bulunduğu yere varana dek o biraz daha ilerlemiştir — sonsuz adım mantıken hareketi imkânsız mı kılıyor, yoksa mantık gerçeği yakalayamıyor mu?
- Zenon'un ikiye bölme (dikotomi) paradoksu: bir yere varmak için önce yolun yarısını, ondan önce çeyreğini... sonsuz kez gitmen gerekir; sonsuz görev bitmezse hareket nasıl başlar bile — biz her gün nasıl yürüyoruz?
- Zenon'un ok paradoksu: uçan ok her 'an'da uzayda tek bir noktayı kaplar ve o anda hareketsizdir; her an hareketsizse, hareketsiz anların toplamı nasıl hareket doğurur — zaman gerçekten anlardan mı oluşuyor?
- Sorites (yığın) paradoksu: bir kum yığınından tek tek tane çekersen hangi tanede 'artık yığın değil' olur — tek bir tanenin hiçbir şeyi bozmadığı yerde, sınırın belirsizliği kavramlarımızın çürük olduğunu mu gösteriyor?
- Kel adam paradoksu (Sorites'in kardeşi): bir saç telinin varlığı kimseyi 'kel değil' yapmazsa, tek tek çekilen tellerin hangisinde kel olur biri — 'kel' gibi kelimeler aslında keskin sınırı olmayan yalan mı?
- Nozick'in deneyim makinesi: seni hayatın boyunca mükemmel mutlu, istediğin her şeyi yaşadığını 'sanacağın' bir simülasyona bağlasalar ama hiçbiri gerçek olmayacak — fişe takılır mısın, yoksa acı dolu da olsa gerçekliği mi seçersin?
- Mary'nin odası: siyah-beyaz bir odada renk bilimini eksiksiz öğrenen dâhi Mary ilk kez kırmızıyı gördüğünde yeni bir şey öğrenir mi — 'kırmızıyı görmenin nasıl bir his olduğu' fizik bilgisine sığmayan bir şey mi?
- Molyneux problemi: doğuştan kör olup küreyle küpü sadece dokunarak ayırt edebilen biri aniden görmeye başlasa, hiç dokunmadan yalnızca bakarak hangisi küre hangisi küp der mi — duyular arası bilgi kendiliğinden mi aktarılıyor?
- Yalancı paradoksu: 'Bu cümle yanlıştır' diyen biri doğru mu söylüyor yanlış mı — doğruysa yanlış, yanlışsa doğru oluyor; dil kendi üzerine dönünce mantık neden kısa devre yapıyor?
- Gemici paradoksu (piyango paradoksu ruhu): bir gemide isyan edenlerin her biri 'benim tek darbem batırmaz' diye düşünüp hep birlikte gemiyi batırırsa, hiç kimse suçlu değilse geminin batmasından kim sorumlu — bireysel masumiyet toplu felakete nasıl dönüşür?
- Gemide uyuyan gemici (Locke'un uyuyan adamı): bir gemici gece uykusunda odaya kilitlenir ama uyandığında kalmayı kendi seçtiğini sanır; seçenek olduğunu bilmediğin bir 'özgür seçim' gerçekten özgür müdür?
- Sonsuz otel (Hilbert Oteli): tüm odaları dolu ama sonsuz odalı bir otele yeni bir misafir daha yerleştirilebilir mi — 'dolu' ve 'sonsuz' aynı cümlede olunca sağduyumuz neden çöküyor?
- Tramvay problemi: kontrolden çıkan tramvay beş kişiye çarpmak üzere; kolu çekersen yön değişir ama tek bir kişi ölür — bir kişiyi bilerek öldürmek, beş kişinin ölmesine izin vermekten ahlaken farklı mı?
- Şişman adam varyasyonu: aynı tramvayı durdurmanın tek yolu yanındaki iri adamı köprüden aşağı itmekse, kolu çekmekle onu ellerinle itmek arasında neden içimiz farklı bir şey hissediyor — sonuç aynı olsa bile?
- Gettier problemi: doğru olduğuna inandığın, gerçekten de doğru çıkan ama sırf şans eseri doğru olan bir şeyi 'biliyor' sayılır mısın — bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtan fazlası mı?
- Newcomb paradoksu: geleceği neredeyse hep doğru bilen bir varlık iki kutu koyar; sadece kapalı kutuyu alırsan içi doludur, ikisini birden alırsan boş çıkar — mantık iki kutuyu da al derken sezgi neden tek kutuyu seçtiriyor?
- Sürpriz idam paradoksu: mahkuma 'gelecek hafta bir gün, ama hangisi olduğunu asla önceden bilemeyeceğin şekilde asılacaksın' denir; mantıkla hiçbir günün mümkün olmadığını kanıtlayan mahkum, çarşamba günü şaşkınca asılır — akıl yürütme nerede yanıldı?
- Sorites'in ahlaki hâli: tek bir yalan seni 'kötü insan' yapmazsa, kaçıncı yalanda kötü olursun — karakter de kum yığını gibi sınırı belirsiz bir şey mi, yoksa bir yerde keskin çizgi var mı?
- Zombi argümanı: dıştan tıpatıp senin gibi davranan ama içinde hiçbir 'his', hiçbir deneyim olmayan bir varlık mümkün müdür — mümkünse, bilinç fiziksel bedenden ayrı bir şey mi demektir?
- Buridan'ın eşeğinin insana hâli: iki restoran, iki menü, iki eşit çekici seçenek arasında saatlerce karar veremeyen biri; eşitlik gerçekten kararı kilitliyor mu, yoksa insan eşeğin aksine 'yazı tura' atıp iradeyle mi kırıyor bu dengeyi?
- Çin odası: içeride Çince bilmeyen biri, kitaptaki kurallara göre Çince sembolleri eşleştirip kusursuz cevaplar verse, o kişi Çince 'anlıyor' mu — doğru çıktı üretmek gerçekten anlamak mıdır?
- Yaşlanma teknesi (grand-père paradoksu): zamanda geriye gidip kendi büyükbabanı çocukken engellesen, sen hiç doğmazsın; doğmazsan geri gidip onu engelleyemezsin — mantıksal döngü, zaman yolculuğunu baştan imkânsız mı kılıyor?
- Kaplan mı hanım mı (The Lady, or the Tiger): prensesin sevgilisi iki kapıdan birini seçecek; birinin arkasında ölüm, diğerinde onu başkasıyla evlendirecek güzel kadın var ve prenses hangisi olduğunu ona işaret ediyor — kıskançlık mı yoksa sevgi mi galip gelir, cevabı olmayan bir ikilem mi bu?
- Sonsuz maymun teoremi: sonsuz süre rastgele tuşlara basan bir maymun eninde sonunda Shakespeare'in tüm eserlerini harfi harfine yazar mı — sonsuzluk, imkânsız görüneni kesinlikle gerçekleşir mi kılar?
- Utu monster (fayda canavarı): senden yüz kat daha fazla haz alan bir varlık varsa, en çok mutluluğu üretmek için tüm kaynakları ona vermek doğru mu olur — 'en çok mutluluk' ilkesi kendi kendini saçmalığa mı sürüklüyor?
- Sorites'in zaman hâli: hangi anda 'çocuk' olmaktan çıkıp 'yetişkin' olursun — bir saniye seni büyütmezse, saniyelerin toplamı seni nasıl büyütüyor; yaş gibi keskin sandığımız şeyler aslında belirsiz mi?
- Gemi enkazı ahlakı (tahtadaki iki kişi): batan gemiden tek kişiyi taşıyabilen bir tahtaya iki kişi tutunmuşsa, birinin diğerini itip kendini kurtarması cinayet mi yoksa meşru müdafaa mı — hayatta kalma içgüdüsü ahlakı askıya alır mı?
- Wittgenstein'ın böceği: herkesin kutusunda 'böcek' dediği bir şey var ama kimse başkasının kutusuna bakamıyorsa, 'acı' gibi içsel duyguları aynı kelimeyle anlatırken gerçekten aynı şeyden mi bahsediyoruz?
- Ünlü kemancı (Thomson): bir gece uyandığında ünlü bir kemancının, hayatta kalmak için dokuz ay senin dolaşımına bağlanmış olduğunu görsen, onu ayırıp öldürmek hakkın mı — bedenini bir başkasının hayatta kalması için ödünç vermeye mecbur musun?
- Ahlaki şans: iki sürücüden sarhoş olanın yoluna çocuk çıkması tamamen şansa bağlıyken, birini katil diğerini şanslı saymamız adil midir?
- Epistemik adaletsizlik: bir insanın sözüne sırf kimliği yüzünden daha az güvenilmesi, ona bilen özne olarak yapılan özel bir haksızlık türü müdür?
- Dönüştürücü deneyim: ebeveyn olmak gibi sizi kökten değiştirecek bir kararı, o deneyimi yaşamadan önce rasyonel biçimde vermek mümkün müdür?
- öldükten sonra hiçliğin olma ihtimali
- gelmiş geçmiş en felsefi söz
- yeni başlayanlar için felsefe
- sözlükçülerin felsefi soruları
- felsefe öğrenmeye başlayacaklara tavsiyeler
- 1971'te Chomsky ile Foucault insan doğası üzerine canlı yayında tartıştı; Chomsky sonrasında Foucault için "hayatımda tanıdığım en ahlak dışı insan" dedi. İkisini bu kadar ayıran neydi: adalet evrensel bir insan doğasına mı dayanır, yoksa iktidarın bir kurgusu mudur?
- Irk da toplumsal cinsiyet de toplumsal inşa ise, cinsiyet geçişini kabul edip ırk geçişini saçma bulmamızı felsefi olarak ne haklı çıkarır?
- Toplum sözleşmesini hiç imzalamadım ve ondan çıkma şansım da yok; o halde bu bir sözleşme mi, yoksa dayatma mı?
- İdam cezasını savunabilen insanlar bile işkenceyi ceza olarak asla kabul etmiyor. Öldürmeyi meşrulaştırıp işkenceyi meşrulaştıramamamızın ahlaki temeli ne?
- İnsanlar nörobilim çağında bile bilincin bedeni aştığına inanmaya devam ediyor. Ruh inancının bu direncini ne açıklıyor?
- Tartışmada sürekli "önce şunu tanımla" diyerek üstünlük kurma taktiği: bu ne zaman meşru bir felsefi talep, ne zaman tartışmadan kaçma yöntemi?
- Tanrının varlığı için öne sürülmüş en güçlü argüman hangisi ve yüzyıllardır tartışılmasına rağmen neden tek başına kimseyi ikna edemiyor?
- Lüks harcamalar yerine o parayla hayat kurtarabileceğini fark eden biri ne yapmalı? Etkili özgecilik düşüncesi günlük hayatta ne kadar yaşanabilir?
- "Bilinç bir yanılsamadır" diyen filozoflar aslında ne iddia ediyor? Yanılsamayı yaşayan biri varsa yanılsama nasıl mümkün olur?
- Mill ve Dennett'e göre karşı görüşü anlamadan kendi görüşünü de anlayamazsın: rakibinin pozisyonunu ona "keşke ben böyle ifade edebilseydim" dedirtecek kadar adil özetlemek neden bu kadar zor ve bu kadar değerli?
- Iris Murdoch'un "unselfing" (benlikten arınma) kavramı: doğada ve sanatta güzelliği seyretmenin şişkin egoyu söndürüp gerçekliği görmemizi sağlaması
- Guy Debord'un "Gösteri Toplumu" eleştirisi: imajlar dünyasının bizi gerçeklikten koparıp konformizme, yalnızlığa ve kitle tüketimine itmesi sosyal medya çağında ne kadar isabetli çıktı?
- Yeni keşfedilen ve şimdiye dek yalnızca beş kişinin görebildiği "olo" rengi, Wittgenstein'ın özel dil argümanını yeniden gündeme getirdi: başkasının asla göremeyeceği bir renk deneyimi anlatılabilir mi?
- Neden hiçlik yerine bir şeyler var?
- Güzellik nesnel bir ölçü müdür yoksa tamamen bakan kişinin gözünde midir?
- Camus'ye göre felsefenin cevaplaması gereken ilk soru: Hayat yaşamaya değer mi?
- Gelecek çoktan yaşandı mı? Geçmiş, şimdi ve geleceğin aynı anda var olduğu blok evren fikri
- Öldükten sonra geride bıraktığımız dijital izler: İnternetteki hayaletlerimiz kim olacak?
- 200 yıl yaşamanın bedeli ne olurdu? Uzun ömür teknolojilerinin etik ve toplumsal sonuçları
- Değişim konusunu çok mu abartıyoruz? Sürekli kendini geliştirme baskısına eleştirel bir bakış